helen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
helen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2013 Pazar

İLYADA DESTANI, TRUVA SAVAŞI VE KADINLAR

Homeros’ un mitolojik destanı İlyada, kralların savaşı olduğu kadar tanrıların savaşı olarak da bilinen bir destandır. Konusu Troya(Truva) savaşıdır fakat bu savaşın kısa bir bölümünü kapsar. Akhilleus’ un Akha ordularının komutanı Agamemnon’ a öfkesi ve bu nedenle savaşı bırakmasıyla başlayan destan, Hektor’ un Akhilleus’un arkadaşı Patroklos’ u öldürmesi yüzünden savaşa geri dönmesi ve Hektor’u öldürüp cesedini babası Kral Priamos’a geri vermesi ile sona erer. 24 bölümlü ve 16.000’i aşkın dizeli destan, Troya savaşının 51 günlük kısmını kapsar ( İl, sf. 29).

İlyada Destanı’nın başlangıcı olan Akhilleus’un Agamemnon’ a öfkesi, bir rehine krizine dayanır. Troya’ya savaşa giden Akhilleus ve Agamemnon, bir kasabaya saldırı sırasında çok güzel iki kızı (Briseis ve Chryseis) rehin olarak alırlar. Fakat Agamemnon’un rehinesi Chryseis, tanrı Apollon’un rahipliğini yapan Crhyses’in kızıdır. Chryses, Apollon’dan kızını geri almak için yardım dilenir. Apollon, Agamemnon’u salgın hastalıkla tehdit eder ve Chryseis’i alır (İl. I, sf. 75):

Vermezse kurtulmalık almadan, pazarlıksız,
Oynak gözlü kızını sevgili babasına Agamemnon,
Kurban etmezse bir de yüz kutsal sığır Khryse’ye,
Bu kötü salgından Danaoları kurtaramaz o,
Bunlar olursa tanrı yola gelir, yatışır.

Bunun üzerine öfkelenen Agamemnon, Akhilleus’un rehinesini alır ve ona sahip olur (İl. I, sf. 76):

Phoibos Apollon istiyorsa Khryseis’i ille de,
Şu gemimle yoldaşlarıma göndereceğim onu.
Ama barakandan alacağım kendime gelip
Senin onur payını, güzel yanaklı Briseis’i.

İlyada destanını başlatan Akhilleus’un öfkesi işte bu rehine krizine dayanır. Fakat destanda “kadın figürü”nün etkisi bununla kalmayacak, hatta bu yazıda savaşın gizli gücünün kadınlar olduğu anlaşılacaktır.


TRUVA SAVAŞINDAKİ TANRIÇALAR

İlyada destanına konusunu veren Truva Savaşı’nın asıl başlangıç nedeninin bir güzellik yarışması olduğuna dair bir rivayet vardır. Bu rivayete göre, Üç tanrıça Hera, Aphrodite ve Athena, Akhilleus’ un annesi Thetis’in düğününde, Kavga tanrısı Eris’in, üzerinde “en güzel tanrıçaya” yazan altın bir elmayı masaya bırakmasıyla en güzel tanrıçanın kim olduğu konusunda bir tartışmaya tutuşurlar ve Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’e sorarlar.



Paris Aphrodite’ yi seçer, bunun karşılığında Aphrodite Paris’i dünyanın en güzel kadını Helene ile ödüllendirir.[1] Fakat Helene Akha kralı Menelaus’un karısıdır. Aphrodite Paris’e Helene’nin kaçırılmasında yardım eder ve İlyada destanına konu olan savaş böyle başlar. Menelaus büyük bir ordu kurar, bu orduda Agamemnon ve Akhilleus de vardır. Fakat bu ikisi arasında geçen rehine krizi nedeniyle Akhilleus savaştan çekilir ve annesi Thetis’ten Zeus’a yalvarması için yardım ister. Thetis Zeus’a yaptığı iyilikleri hatırlatacak, karşılığında oğlu savaşa katılmadıkça Yunanlıların kazanmasını engelleyecektir.[2]



 Zeus baba! Bir gün ya sözümle yada işimle
Ölümsüzler arasında yararlı olduysam sana
Şimdi yerine getir şu dileğimi.
Kısa ömürlü oğluma değer ver:
Saygısızlık etti Agamemnon, erlerin başbuğu
Aldı onur payını, yoksun bıraktı onu.
Olymposlu yüce Zeus, bari onu sen say,
Gücü Troyalılar tarafına koy ne olur,
Akhalar saysınlar oğlumu, ününü yüce kılsınlar. (İl. I, sf. 87)

Hera bu durumdan hiç hoşnut olmaz, çünkü hem Thetis’i Zeus’tan kıskanmakta, hem de Yunanlılar’ın tarafını tutmaktadır. Fakat başarılı olamaz, Zeus, Thetis’in isteğini yerine getirir ve Agamemnon’ yalancı bir düş gönderir: Agamemnon Troya’yı alabilecektir. Bunun üzerine savaş durur ve Paris ile Menelaus teke tek dövüşmeye karar verir. Kazanan Heleneyi alacaktır. Tam Menelaus Paris’i öldürmek üzereyken tanrıça Aphrodite, Paris’i kaçırıp yatak odasına götürür. Ardından Helene’yi ikna etmeye gider. Helene önce kızsa da Tanrıçanın azabından korkar ve Paris’in yanına gitmeyi kabul eder. Savaş durmuş gibi görünse de, Athena babası Zeus’un buyruğuyla Troyalıların arasına iner ve okçu Pandaros’u Menelaus’a ok atması için kışkırtır (İl. IV, sf. 131):

Lykaon’un yiğit oğlu, dinler misin beni,
Tezgiden bir ok atar mısın Menelaus’ a nasıl,
Troyalıların gönlünü, ününü kazanmak var işin ucunda,
Hoşnut etmek var en başta Kral Aleksandros’u.
Atreusoğlu yiğit Menelaus boyun eğince senin okunla,
Sen önce ondan alırsın değerli armağanları.

Fakat sonra okun önüne geçer ve Menelaus’u kurtarır. Fakat Menelaus’un bir Troya yiğidi tarafından vurulması, savaşın yeniden başlamasına neden olur. Tanrı Zeus için adak adamayan Akhalar, Zeus’un tepkisini çeker ve Zeus savaşı yönetmek için İda dağına yerleşir. Artık Truvalıların tarafındadır ve savaş Truvalıların lehine ilerlemektedir. Akhalardan yana olan Hera ise bu durumdan çok rahatsızdır, Akhalar için bir şeyler yapmak ister; sonunda da bulur. Süslenip püslenecek ve Aphrodite’den güzel memeliğini alıp –ki arzu, şehvet, aşk her şey bu memelikte gizlidir- Zeus’u baştan çıkaracaktır.
























Önce gidip Tatlı Uykudan yardım ister, Zeus’u uyutmasının karşılığında ona güzel bir tanrıça verecektir. Tatlı Uyku kabul eder, Hera da İda Dağına, tanrılar tanrısı Zeus’u baştan çıkarmaya gider (İl, XIV, sf. 331):

Bulutları devşiren Zeus onu gördü,
Görür görmez aşk sardı düşünceli kafasını.

Fakat Hera kurnazlık yapar, asıl amacının aşk yapmak olmadığını söyler (İl, XIV, sf. 333):

Korkunç Kronosoğlu, ne biçim sözler çıktı ağzından,
Yatağa yatıp sevişmemizi nasıl istersin?
İda dağının tepesinde göz göre göre?

Zeus’un başı çoktan dönmüştür bile, savaşı unutur, sevgili karısının koynunda uykuya dalar. İşte tam bu sırada denizler tanrısı Poseidon, bu durumdan faydalanıp Akhalara yardıma gider. Savaşın kaderi, bu sayede Akhalardan yana değişir. Fakat çok geçmeden kendine gelen Zeus, durumu fark edip yeniden kontrolü eline alır savaşın kaderini belirler: Akhilleus savaşa girmediği müddetçe Akhalar kazanamayacaktır. Akhilleus’un can dostu Patroklos savaşa girecek, Hektor onu öldürecek, buna kızan Akhilleus da savaşa katılacak ve Hektor’ u öldürecektir.

Kıl kadar vazgeçmem öfkemden,
Başka bir ölümsüzü bırakmam Danaolara yardıma
Önce Peleusoğlunun dileği gelmeli yerine,
Söz verdim bir kez başımla işmar ettim
Tanrıça Thetis sarılmıştı dizlerime
Yalvarmış yakarmıştı, demişti Akhilleus’ a saygı göster. (İl, XVI, sf. 340)

Destan Zeus’un söylediği gibi, Hektor’un ölümüyle son bulur.

SAVAŞI ETKİLEYEN KADIN FİGÜRLERİ

Truva savaşını başlattığı rivayet olunan nedenler incelendiğinde, genel olarak hepsinde bir “kadın” parmağı dikkat çeker. Destanda belirtilmeyen fakat savaşın çıkma nedeni olarak gösterilen güzellik yarışması, hem tanrıçaların saflarını belirler, hem de savaşa neden olan asıl eylem yani “Helene ve Paris aşkı” nın ilk nüvelerini verir. Paris’in en güzel tanrıça olarak Aphrodite’i seçmesiyle, Aphrodite savaşta tarafını Truvalılar olarak belirler, çünkü Paris Truva Kralı Priamos’un oğludur ve bu seçimle Paris, yeryüzünün en güzel kadını Helene ile ödüllendirilmiştir. Aphrodite, siyasi bir amaç gütmez, tek isteği yeryüzünün en güzel iki insanını birleştirmektir. Fakat onun bu eylemi Truva savaşını başlatan neden olur.

Hera’nın Üç güzeller yarışmasında birinciliği kazanamaması, onun Paris’e ve Troya’ya dinmez kininin bir nedenidir(Erhat, 2004, sf. 137). Bunun yanı sıra Hera, üç büyük kenti gözü gibi sakınır; bunlar Akha topraklarına aittir (İl, IV, 130):

Doğru, üç kent var benim gözbebeğim.
Argos, Sparta, uçsuz bucaksız Mykene.

Hera, Troya’nın yenilmesi için yıllarca uğraşmış, didinmiştir. Onunki aynı zamanda bir ırk, bir memleket davası gözettiğindendir (Erhat, 2004, sf. 42). Savaşın seyri Truvalılardan yana değiştiği an, dişiliğini kullanıp Zeus’u baştan çıkarır, Akhaların öne geçmesini sağlar.

Athena en başından beri Akhaların tarafını tutar ve bu savaşta önemli bir yere sahiptir. Yunanlıları destekler, kahramanlıklarıyla övünür, bir çok Akha yiğidini üstün görüp sever. Çünkü Athena savaş tanrıçasıdır ve İlyada destanında Homeros Akhaları  “yiğit, savaşçı ve güçlü” olarak anlatmıştır, insancıllık ve iyi niyet ise Troyalılara bahşedilmiştir. Akhalar, daha katı, sert ve savaşmaya hazır kişilerdir. Troya Kralı Priamos, oğlunun baş belası aşkı Helene’ye “sevgili gelinim” diye hitap eder, Paris, savaşçı bir ruha kesinlikle sahip değildir, belki tek kahraman Hektor’dur, ama o da Akha ordusunun savaşçısı Akhilleus’tan daha güçlü değildir. Neticede, destan Akha yiğitlerinin savaşçı ruhunu, kahramanlıklarını anlatmasıyla, bir bakıma Atina kentine ismini veren tanrıça Athena’nın karakterini de yansıtmaktadır.

Destanın gidişatını etkileyen bir diğer tanrıça, Akhilleus’un annesi Thetis’tir. Savaşın çıkış noktası olan güzellik yarışması onun düğününde gerçekleşmiştir. Fakat bunun dışında, Thetis, Zeus’ un kıramayacağı bir tanrıçadır, onu ölümden kurtarmıştır. Günün birinde Hera, Poseidon ve Athena, Zeus’u zincire bağlarlar. Thetis Yüz kollu devlerden birini getirir ve Zeus’u kurtarır(Erhat, 2004, sf. 286). Akhilleus, Agamemnon’un kendi rehinesini çalmasına sinirlenip, annesini Zeus’a yollar; Zeus Thetis’in yaptığı iyiliğinin karşılığında, Akhilleus savaşmadığı müddetçe Yunanlıların savaşı kazanmasını önleyecektir. Zeus Thetis’i kıramaz ve savaşın gidişatı, Thetis’in bu dileğiyle uzun bir süre Troyalıların lehine ilerler. Hatta Zeus bir bakıma, Thetis için kendi safını da bir süreliğine Troyalılardan yana belirlemiş olur. Bu durumda da Athena ve Hera ile sık sık çatışırlar.

Yeryüzünün en güzel kadını olan Helene, Troya Savaşında rol oynayan tek ölümlü kadındır. Güzelliği başına bela olmuştur, bahsi geçen güzellik yarışmasının bir ödülüdür. Aslında hiçbir şey onun isteği doğrultusunda gelişmez. Yaptıklarını hep büyük bir pişmanlık ve utançla anar. Destanın pasif bir karakteridir fakat aynı zamanda savaşın çıkış noktasıdır. Onu bu noktaya taşıyan ise aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’dir.

Başta da belirttiğimiz gibi, Troya savaşı sadece krallar değil aynı zamanda Tanrılar savaşıdır ve bu savaşta “kadın” önemlidir. Hem çıkış noktası, hem ilerleyişi hem de sonuçlanmasında kadınların rolü oldukça fazladır. Destanın tanrıçaları, tuttukları tarafın kazanması için ellerinden geleni yaparlar.

ODYSSEUS’UN DÖNÜŞ YOLCULUĞU

İlyada destanı, konusunu Troya Savaşından alır, savaş sonrası evine dönemeyen Odysseus’un maceraları ise Odysseia destanının konusu olur. Tıpkı İlyada destanında olduğu gibi, Odysseia destanında da kadınların rolü oldukça fazladır. Onu yıllarca yanlarında tutan tanrıçalar Kirke ve Kalypso, zorlu fırtınadan kurtulmasında yardımcı olan deniz tanrıçası İno, Phaiak prensesi Nausikaa, Odysseus’un yıllarca özlemini çeken karısı Penelopeia ve her iki destanda da adı sıkça geçen Athena.

ODYSSEUS’UN KADINLARI

Troya savaşı sonrası, Odysseus’un on iki gemiden oluşan filosu, fırtına nedeni ile Trakya’da Kikonların ülkesine çıkar, burada altı adamını kaybeden Odysseus, oradan Lotos yiyenlerin ülkesine, oradan da tepegözler iline geçip, bir mağaraya yerleşirler. Mağarasına gelen tepegöz, buradaki yabancıları teker teker yemeye koyulur, fakat Odysseus, Tepegözü sarhoş edip tek gözünü kör ederek oradan kurtulur, bu eylemiyle Denizler Tanrısı Poseidonun bütün nefretini üzerine çeker çünkü Tepegöz Poseidon’un oğludur. Tekrar yola çıkan tayfa Aiolos’un adasına varır. Buradan ayrılışı ve sonrasında uğradıkları Telepylos limanında dev yamyamların saldırısının ardından nihayet büyücü Kirke’nin toprağı olan Aiaie adasına varırlar (Erhat, 2004, sf. 225). Kirke destanda “insan sesli korkunç tanrıça” olarak adlandırılır, Odysseus’un bütün arkadaşlarını domuza çevirir (Od. X, sf. 187):

Verdi onlara bu içkiyi, onlar da hemen diktiler,
Onlar diker dikmez içkiyi, Kirke hepsine değneğiyle vurdu
Ve kapattı yoldaşlarımı domuz ağılına.
Şimdi onlar tıpkı domuza benzemişlerdi
Başları ve sesleri, kıllaır ve gövdeleriyle,
Ama akıl vardı içlerinde gene eskisi gibi.

Kirke, Odysseus’un Tanrı Hermes’ten aldığı akılla kendisini yenmesine hayran kalır, Odysseus’un güzelliğine, gücüne ve aklına vurulur, onu koynuna alır, arkadaşlarını da yeniden insan kılığına çevirir. Odysseus Kirke ile bir yıl geçirir, Kirke ona aşıktır, bütün kalbiyle onun kocası olmasını istemektedir.

 (Kirke & Odysseus)
Fakat sonunda Odysseus’u ülkesine göndermeye razı olur. Dönüş yolunu bilici Teiresias bilmektedir. Kirke onun ruhunu bulması için Odysseus’u ölüler ülkesine gönderir. Odysseus bu işi başardıktan sonra tekrar Kirke’nin yanına döner. Kirke, ona karşısına çıkacak tehlikeleri sayar. Bunlara uyarak hareket eden Odysseus, başına gelebilecek tehlikelerden büyücü tanrıça Kirke sayesinde kurtulmuş olur.

Odysseus’un macera dolu yolculuğunda bir sonraki durağı, Kalypso adasının Nympha’sı Kalypso’dur. Kalypso da Kirke gibi Odysseus’u derinden sever ve onu yedi sene yanında tutar. Odysseus ise vatanının ve güzel karısı Penelopeia’nın hasretiyle yanıp tutuşmaktadır.




(Kalypso & Odysseus)

Onun bu ızdırabına dayanamayan Athena, Zeus’a Odysseus’un yurduna dönmesine izin vermesi için yalvarır. Zeus kızını dinler ve Hermes’i Kalypso’yu ikna etmesi için adaya gönderir. Kalypso’nun ilk tepkisi elbette öfke olur, tanrıları onu kıskanmakla suçlar. Fakat sonunda razı olur ve ona bir sal yapmasında yardım edip uğurlar (Od. V, sf. 116):

Kalypso uğurladı Odysseus’u adadan beşinci günü,
Onu yıkamış urbalar giydirmişti güzel kokulu.
Bir tulum siyah şarap vermişti yanına,
Daha büyük bir tulum dolusu da su,
Koymuştu kumanyayı bir meşin torbaya,
Her türlü yiyecek vermişti bol bol.
Ardından uğurlu tatlı bir yel saldı
Odysseus da sevinç içinde açtı rüzgara yelkeni.

Odysseus denizde ilerlerken, Poseidon onu görür ve azgın dalgalarla onun salını parçalar. Onu gören deniz Tanrıçası İno, ona yardım eder ve büyülü bir şal verir (Od. V, sf. 118):

Al şu tanrısal yaşmağı vereyim sana,
Göğsünün altına dola onu,
Ne acı var artık, korkma, ne ölüm.
Ama değdiği zaman karaya ellerin,
Onu çöz, at şarap rengi denize, uzağa,
Atar atmaz da dön gerisin geri.

Odysseus tanrıçanın sayesinde bu fırtınadan kurtulur ve yolu Phaiakların toprağına düşer. Burada yorgun düşmüş bir haldeyken Phaiak prensesi Nausikaa ile karşılaşır. Nausikaa da tıpkı diğer tanrıçalar gibi Odysseus’a gönlünü kaptırmıştır (Od. V, sf. 132)

Ne olur böylesine bir gün kocam desem,
Kalsa burada, otursa bizim yanımızda.

Nausikaa Odysseus’a yardım eder, ailesinin yanına götürür, evinde ağırlar. Fakat çok geçmeden gerçeği anlar ve düş kırıklığına uğrar; Odysseus’un asıl amacı ülkesine dönüp sevgili karısı Penelopeia’ya kavuşmaktır. Phaiaklar onun öyküsünü dinledikten sonra bir gemiyle memleketi İthake’ye bırakırlar fakat dönüşte Poseidon’un gazabına uğrayan gemi taşa döner.

Odysseus yıllar süren mücadelesini memleketi ve sadık karısı Penelopeia için verir. Penelopeia yirmi yılı aşkın bekleyişinde hiçbir erkeği kabul etmemiş, evlenmemek için ayak diremiştir, bu hareketiyle evlilikte sadakatin ve sevginin simgesi haline gelmiştir. Odysseia destanı, Penelope’nin talipleri yüzünden çektiği çilelerle başlar. Dul kaldığı için biriyle evlenmesi gerektiğini düşünen İthakeliler, Odysseus’un sarayını sarmış, varı yoğunu yağmalamaya başlamıştır. Penelopeia, kayınpederinin kefenini dokumaktadır, bu dokuma bitince taliplerden biriyle evleneceğini bildirir. Fakat gündüzleri ördüğü dokumayı geceleri sökmekte, bu şekilde zaman kazanmaktadır. Penelopeia ve Odysseus’un oğulları Telemakhes de bu taliplerle artık başa çıkamaz hale gelir ve babasının izini sürmek için yola çıkar. Odysseus destanı Telemakhes ve Odysseus’un serüvenlerinden oluşur. Telemakhes’e bu serüveninde arkadaşlık eden ise, İlyada destanının savaşçı tanrıçası Athena’dır.

Athena, bütün yolculuğu boyunca Telemakhes’e yardımcı olur. Önce Taphoslu Mentes kılığına girip onu babasının izini bulması konusunda onu uyarır. Arkasından Odysseus’un eski dostu Mentor kılığına girip Telemakhes’le birlikte yola çıkar. Athena, Odysseus’a da Phaiakların adasına düştüğünde bir Phaiak kızı kılığına girip yardım eder. Ayrıca Zeus’a da Odysseus’un kurtulması için yalvarmıştır.

Odysseus en sonunda yıllarca hasretini çektiği karısı Penelopeia’ya kavuşur. Fakat eşinden ayrı kaldığı bu süre zarfında ona birçok tanrıça yoldaşlık etmiştir. Tanıdığı bütün kadınlar onu derinden severler. Önce tanrıça Kirke, ardından Kalypso Odysseus için yanıp tutuşmuşlar, fakat büyük aşklarına rağmen ona dönüş yolculuğunda yardımcı olmuşlardır. Ardından tanıdığı deniz tanrıçası İno ile aralarında bir aşk macerası olmamış fakat Odysseus bu tanrıçadan da yardım görerek Poseidon’un öfke dolu dalgalarından kurtulmuştur. Yolu Phaiak kentine düşen Odysseus burada tanıştığı ve kendine yardım eden Phaiak prensesiyle de bir gönül işine girer, Nausikaa’da ona gönül veren kadınlardan biri olarak destanda yerini alır. Odysseus kendisine aşık olan bu kadınlar sayesinde bir çok tehlikeden kurtulur.
Hem İlyada hem Odysseia destanlarında büyük öneme sahip kadın tanrıça Athena’dır ki bu boşuna değil gibidir. İlyada ve Odysseia destanları Athena’nın iki birbirinden farklı fakat birbirini tamamlayan yüzünü ortaya koyar. Zira Athena savaş tanrıçasıdır, İlyada’da Yunanlıları destekler; diğer yandan zeka ve bilgelik tanrıçasıdır, Odysseia'de Odysseus ve oğlu Telemakhes’e çeşitli kılıklara girerek yardım eder. Bu iki destan bir araya gelince Atina’nın en önemli tanrıçası Athena’nın Olympos’taki tanrılar arasındaki yerini ve karakterini belirlerler.



KAYNAKÇA

Erhat, A. Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 2004.

Homeros, İlyada (çev. Azra Erhat, A. Kadir), Can Yayınları, 2005.

Homeros, Odysseia (çev. Azra Erhat, A. Kadir), Can Yayınları, 2006.



İNTERNET KAYNAKLARI









[1]Erhat, A., Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, sf. 286.
[2] a.g.e. sf. 286.